Yüzüncü Maymun

Yüzüncü Maymun

Okuma Süresi: 2 dakika

Tüm ünvanları ve zenginliği anlamsız hale getiren, birey olarak sağlıklı veya güçlü olmanın hayatta kalmak ve şifalanmak için yeterli olmadığını çok net anladığımız bir yıl yaşadık. Takvimlere göre yeni yıl kapıda. Peki biz, bu yıl cebimizde hangi dersi almış olarak ilerliyoruz?

Hani vardır ya devamlı göz ardı ettiğimiz sorunlar, kendini tekrar eder, karşımıza çıkan kişiler ve durumlar değişir ancak kök sorun aynı kalır. Ve biz görmezlikten gelmeye devam ettikçe, sorun çığ gibi büyür ve bir gün o çığ üzerimize düşer, zor yoldan dersimizi alırız.

Bana kalırsa, insanlık olarak da bu durumu yaşadık ve artık çığ haline gelen sorunlar bu yıl üzerimize düştü. Bireysel egolar, tahtlar, başkalarını, diğer canlıları ve dünyayı hiçe sayan tüketim çılgınlığı, ben merkezcilik yapan kişiler, kurumlar, devletler de bu çığın altında kaldı. Peki, dersimizi aldık ve kollektif bilincin nasıl işlediğini idrak ettik mi dersiniz? Yoksa, şartlar biraz değiştiğinde kaldığımız yerden devam edecek miyiz?

Yüzüncü maymun deneyini ve sonuçlarını duymuş muydunuz?

1950’li yıllarda Pasifik Okyanusu’nda irili ufaklı birçok adada yaşayan Japon maymunlarının davranışlarını uzun yıllar gözlemleyen bilim adamları, maymunların beslenmesi için kumların içine tatlı patates bırakırlar. Bu adanın maymunları tatlı patatesi kumlu olmaları hoşlarına gitmese de severek yemeye başlar.

Bir gün, küçük bir maymun tatlı patatesleri en yakın su birikintisinde yıkayarak yemeyi akıl eder ve etrafındakilere de öğretir. Bu yeni davranış biçimi bilim insanlarının gözleri önünde, yavaş yavaş maymunlar arasında yayılmaya başlar. Ta ki bir sabah yüzüncü maymun da patateslerini yıkayanlar arasına katılana kadar. İşte o an her şey değişir. Yüzüncü maymunun ilave enerjisi bir zincirleme etki yaratır.  Bilim insanlarını şaşırtan asıl sürpriz, bu adayla doğrudan bir ilişkileri olmadığı halde, diğer adalardaki maymun kolonilerinin de aynı anda patateslerini yıkamaya başlamaları olur. “Yüzüncü Maymun Fenomeni” denilen bu deney, daha sonra Duke Üniversitesi’nden Doktor J.B. Rhine tarafından değişik şekillerde tekrarlanmıştır ve sonuç her seferinde aynı çıkmıştır.

Ne düşünüyorsunuz? Deneyin sonucuna göre, yeni bir düşünce ya da davranış biçimi toplumda sadece belirli fertler tarafından biliniyorsa, bu yenilik sadece o kişilere ait oluyor. Ancak bilenlerin sayısı belli bir kritik noktaya ulaştığı an, sadece yeni bir bireyin daha yeni davranış biçimini benimsemesi, evrensel kitle bilincini devreye sokuyor ve kitlesel sonuçlar ortaya çıkıyor.

Diyeceğim o ki, bireylerde başlayan değişim ve dönüşümün kitlesel sonuçlarının olması için önce bir kişinin çıkıp, ezber bozması ve memnun olmadığı bir durumu değiştirmek için çaba göstermesi ile ilk kıvılcımı çakması gerekiyor. Takiben, bu ilk kişinin keşfettiği yeniliği paylaşması, öğretmesi ve deneydeki yüzüncü kişi etkisi yaratacak bir kitleye ulaşmasından sonra ise dünyanın neresinde olursa olsun, bireyler aynı şekilde davranmaya başlıyor.

Kitlesel sonuçlar için bir kişinin etkisi ne kadar muazzam, değil mi? Bizler de bireyler veya şirketler olarak yeni bir kitlesel değişimi başlatan ilk kişi veya yüzüncü kişi olabiliriz pekâlâ. Yeter ki sorunları göz ardı etmeyi ve kumlu patatese talim etmeyi bırakalım.

Sevgiyle ve sağlıcakla kalın.

Belma Öztürk Gürsoy

ActionCOACH İşletme Koçu