Şirketinizin Gözlerinin İçine Bakmak…

Şirketinizin Gözlerinin İçine Bakmak…

Okuma Süresi: 2 dakika

Hepimizin günlük söylemlerinde yer etmiş bir söz var, “Gözler kalbin aynasıdır” diye. Gerçekten de birini anlamanın en kolay ve yalın yolu göz teması kurmaktır, öyle değil mi?

Peki konu nasıl oldu da şirketimizin gözlerine geldi diye sorabilirsiniz. Bana sorarsanız, aynı insan vücudundaki kanın dolaşımı gibi, şirketinizin kalp atışları ve tansiyonu da nakdin ve finansal getirilerin şirket içindeki sağlıklı döngüsüne bağlı. Ne zamanki bir işletme sahibi olarak, şirketimizi sağlıklı yönetmek ve büyütmek için şirketimizin rakamlarını anlamaya ve kullanmaya başlıyoruz, işte o zaman şirketimizin gözlerinin içine bakıyoruz demektir. Aksi durumda, gözlerimizi kaçırarak, bizi bekleyen sonu bilmeden yaşamak diğer seçeneğimiz. Üstelik zamanında müdahale edilmesi, tedavi edilmesi mümkün olan hastalıkların biz görmezden geldiğimiz için, artık kronik hale gelmesi ve hatta ölümcül olması da maalesef işletmelerde çok aşina olduğumuz bir durum…

Ne mi yapalım? En basitten başlayarak şirketimizde düzenli olarak bir finansal raporlama sistemi kuralım. En küçük işletmelerde bile şirket hesaplarını tutan bir muhasebeci mutlaka vardır. İlk iş onlardan aylık olarak finansal tablolarımızı isteyelim, inceleyelim ve sorgulayalım. Bu tabloları incelemek için yeterli bilgimiz yoksa, bir işletme sahibinin bilmesi gerektiği kadarıyla öğrenmek için adım atalım. Muhasebecinizin size sunacağı finansal tablolar bilanço ve gelir tablosu ile sınırlıdır ve doğal olarak şirkette olan biteni gösterir. Yeterli mi? Elbette hayır. Şirketimizin tansiyonu nakit ile ölçüldüğüne göre nakit giriş ve çıkışlarını, bunların vadelerini günlük, haftalık, aylık takip edeceğinizi bir raporlama oluşturulması da bir o kadar önemli.

Pandemi gibi işletme gelirlerinin büyük ölçüde daraldığı zamanlarda birçok şirket için nakit açığı kaçınılmazdır. Bu nakit açığını yönetmek için mümkün olan tüm kredi olanaklarınızı kullanmanızı öneriyoruz. İşte bu öneriyi dile getirdiğimizde sıkça karşılaştığınız bir serzeniş var. Güzel söylüyorsunuz da bankalar bize kredi vermez ki! Öncelikle bir konuda anlaşalım. Bankaların kurulma amacı kredi vermektir, öyle değil mi? Dolayısıyla, bankalar prensipte hep daha fazla kredi vermek isterler. Bununla birlikte, elbette verilen kredilerin şirketler tarafından geri ödenebilme kabiliyetlerini değerlendirmeleri esastır. Şirketiniz hem mevcut durumunu düzenli bir finansal raporlama ile takip ediyor ve hem de şirketin öngörülebilir geleceği için tutarlı bir bütçe ve fizibilite sunabiliyorsa, bankalar neden kredi vermesin? Benzer şekilde, bir işletmenin kontrollü büyümesi için de uzun vadeli yatırımlarını mümkün olduğu ölçüde benzer vadede ödeyebileceği dış borçlar ile karşılaması gereklidir. Özetle bir işletmenin hem ayakta kalması hem de sağlıklı büyümesi için temel finansal raporlamaya olan ihtiyacı hayatidir.

Gelelim, finansal raporlamanın en kritik alanlarından biri olan bütçenin işletmelerde kullanılma şekline. Birçok işletmenin, sadece giderlerinin takibi için bütçe yaptığını ve ulaşılması hedeflenen ürün veya hizmet gelirlerine hiç yer verilmediğini görüyorum. Hal böyle olunca da aslında bütçe yapmanın temel amacı ıskalanmış oluyor. Bütçe ölçülebilir, makul ve zamanı belirlenmiş hedefler koymamız ve ekibimizi de hedeflerle yönetmemiz için en etkili araçtır. Halihazırda şirketinizi ve ekibinizi bir bütçe ile yönetmiyorsanız, yarından itibaren ilk işiniz bunun üzerinde çalışmak olsun.

Sizlere, şirketinizin gözlerinin içine bakmanız için yeterince sebep verdiğimi umuyorum. Bakmaya bir kere başlayıp, derinliğini deneyimlediğinizde, bakmaya doyamayacağınızı garanti ediyorum.

 

Sevgiyle kalın.

Belma Öztürk Gürsoy
ActionCOACH İşletme Koçu